Dallanıp budaklanmak

Burada ilgilenmek istediğim Immanuel Kant’ idi. Fakat onun etkilediği ve kendisinin etkilendiği kişilerin hayatına bakarken oradan oraya dallanıp budaklanarak ve soluğu MÖ.6 yy ile MS 19.yy’lar arasında aldım.

Kant’ın yaşadığı döneme baktığımızda 1724–1804 yılları arasındadır. Alman filozof olan Kant eleştirel felsefenin kurucusu sayılır. Bilimi temellendirerek, ahlakın ve dinin rasyonelliğini savunur.

Descartes’ in Rasyonelizm,
Hume’ un Emprizm’ den etkilenir.

İyide ilk başta Rasyonelizm ne ?

Rasyoneliteyi savunan Descartes 1596–1650 yılları arasında yaşamıştır. Bilginin doğruluğunun duyum ve deneyimde değil, düşüncede ve zihinde temellendiren felsefi görüşü ortaya atmıştır. Şu an yaşadığımız dönem için çok olağan kabul ettiğimiz bu görüşler ortaya çıktıkları dönem itibari ile yani, Galilei’nin yaşadığı 1564- 1642 yıllarına denk gelmekte olduğunu biliyosunuz. Galilei o dönemlerden yaklaşık 1800 yıl önce yaşamış Aristoteles’i doğru kabul eden klise yüzünden tezini geri çekmek zorunda kalmasıyla, dönemin kafa yapısını anlamamızı sağlar.

Peki Emprizm ?

Yine Hume’dan da etkilenen Kant. Hume’un empirizm’ini de temel almıştır. Deneycilik demek olan Empirizm bilginin deneyimler aracılığı ile oluştuğunu hatta dünyaya geldiğimizde boş bir beyinle geldiğimizi tabula rasa’yı savunmuştur.

Bu bilgiler ışığında devam ederken bir anda kendimi, Sokrates’in, Platon’un olduğu dönemlerde buldum. Zaten felsefe deyince başlangıcına gitmemek olmazdı…

O dönemler için olmazsa olmaz bilgi de Sokrates-Platon-Aristoteles sıralamasıdır. Platonun Akıl hocası Sokrates iken öğrencisi Aristoteles’tir.

Platon o dönem için Atina Akademisini açarak bilinen ilk üniversiteyi kurmuş kabul edilmektedir.

O günlerden bugünlere gelen üniversitelerin durumunu düşündüm de o an, düşünmez olaydım. Tarihimizde felsenin başlangıcının atıldığı Milet okulunu’nun felsefeninn en babalarını ağıladığı ve felsefenin başlangıcının atıldığı zamanlara bakıpta hayıflanmamak elde değil.

Milet okulunun 2016 mezuniyet törenine eski mezunları konuşmacı olarak çağıracaklarmış. Kim bulunmak istemez ki..

Kimler geliyor ?

Dur sayayım…

Felsefeyi başlatan Miletli Thales,
Ardından Astronominin kurucusu Anaksimandros,
En son da Lampsakoslu Anaksimenes çıkacak sahneye…

Ve bunları Atina’da takip edecek olan Sokrates, Platon, Aristoteles…

Döneme bakın…

Şimdi bunlar bizim tarihimiz aslında. Tarihimiz derken bizim değil öyle hemen heveslenmeyin. Daha doğrusu bizim değil, hepimizin tarihi derken de aitliklerimizin tarihi değil onu diyorum. İnsanlığın yegane tarihi. Öyle Osmanlıya falan gitmez fazla zorlamayın.

İşte gelenekçi olan arkadaşlar keşke bunlara da sıkı sıkıya sarılsa.Vatan dediğin şeyin topraktan oluştuğunu bilen ve sanki bu toprağında 4,5 milyar yıldır Dünyanın oluşumundan beri sahibimiymiş sanan bu güruhun, bu topraklarda olan her olan biten herşeyi sahiplenmemesi ne acı. Bizim gelenekçilerimiz yalnız sadece biraz geriye gidebilir. İşine geldiği kadarıyla.

Neyse efendim bu Milet denen okuldan gelip geçen arkadaşlar insanlığın bugüne kadar görüp görebeleceği en cesur adımları atmışlardır. Hatta tek bir medeniyetin var olduğunu diğerlerin medenileşemiş, öyle sikimsonik insan toplulukları olduğunu söyleyebiliriz.

Neden bu kadar sert söylemlerin var?

İlk başta, adamların bir kere tek tanrı inancının olmaması, skolastik düşünceden ayrılmak için elimizi kuvvetlendirir de ondan. Adam dualar edip eğliyor, adaklar adıyor, elinde en kıymetli şeyi yiyeceğini avını sunuyor ama bakıyor denizler tanrısı Posedion sallamıyor bunu, sonra gök tanrısı, şimşek tanrısı, tanrılar tanrısı Zeus, ortalığı yalan ediyor ve nerede kiminle yatıp kalktığı belli değil, hal böyle olunca da yavaş yavaş tanrıları eler insan dediğin. Sonra en sona da birisi kalsa bile baktı herkesi eledğinde birşey olmmuyor onuda aradan çıkarıverim deyip nirvanaya ulaşabilir.

Yalnız gelelim tek tanrı inancına. İşte burda öyle Tanrı’yı yok etmek yemez. Zaten bir tane ve onuda yok ederken çok daha fazla zorlanacağımız aşikar.

Dahası…

Hep bu büyük İskenderin naneleri bunlar. Altı üstü 12 yıl boyunca imparatorluk yaptığı dönemde talan etmiştir bütün ortalığı. Tam bulun duğu dönemin MÖ 3. yy olduğunu göz önüne alırsak ve Miletli arkadaşlarında son temsilci Anaksimenes’in bu dönemlerde yaşadığını bilirsek bu adamın İskenderiye kütüphanesi kurması ile bu düşünce tarzını aşağıları doğru Mısır’a doğru kaydırdığını gözlemleyebiliriz.

Neden mi?

İşte bu adamlar yüzünden; Matematik bilgini Öklides, mekanik bilimci Arkhimedes, tıp bilimci Herofilos, gök bilimci Eratosthenes, Batlamyus gibi isimler hep kütüphaneden. Ve bu kütüphanenin yıkılışı MS 4. yy la falan denk gelir. Hakkında çeşitli söylemler olsa da hepsi bağnaz kafaların ürünü. Bi Katı Hristiyan Mısır valisi Theophilos’ın yıkmış olabileceği ya da Müslümanların fethinin sonucu olabilir derler ki bunun tarih itibari ile çok örtüşmediği görülür, diğer taraftan ise Sezar’ın kuşatması zamanında denilir ki bu da direk kütüphanenin yıkılıması anlamında değill bir kısmını zarar görmesi muhbbeti ile sonuçlanır.

Velhasıl kelam…

Büyük İskender ile bilimin yönü bir nebze aşağılara Mısır’a doğru inmiş olup ve İskenderiye kütüphanesi MS 4. yy la kadar yıkılasıya kadar buralarda kendine yer bulmuştur.

Sonrasında ise…

MS.8 yy da Abbasi kütüphanesi kurulmasıyla yeni soluklanacağı alanı bulmuş ve yine Felsefeden dem vurursak, İkinci Üstat (Muallimi Sani) lakabını alan Farabi gibi adamları ortaya çıkarmıştır.

Buradan yardır giderim ama o kadar dallandı budaklandı ki biraz nefes alayım…

alierbey | 30/09/2016

Leave a Reply